• A
  • A
10.05.2005
Duygu
Hayat Aile

Ailemi İstiyorum!

Bugün gazetede[1] okuduğum bir haber halihazırda uzunca bir süredir kafamı meşgul eden ailenin durumu ile ilgili düşüncelerimi yazıya dökmeme vesile oldu (beni bu yazıyı yazmak için tetikledi). Haber özetle Türkiye nüfusunun yaşlara göre dağılımı ile ilgili bir araştırmanın sonuçlarını aktarıyordu. Bu habere göre Türkiye' deki genç nüfus oranı hızla düşmekte bununla birlikte haliyle nüfus genel olarak yaşlanmaktaydı. Çok değil birkaç yıl önce Türkiye tüm Avrupa'da genç nüfusun en fazla olduğu ülke idi.

 
Haberi okurken içim cız etti, çünkü işim gereği çok sık yurt dışına gidip gelen ben, bunun nedenini çok iyi biliyordum. Hatta daha geçen hafta iki tane Avrupalı arkadaşımla Avrupa'daki aile ve ahlak kavramları üzerine uzunca ve hazin bir sohbet etmiştik.


Bu iki arkadaşımdan biri yıllar önce boşanmış ve 19 yaşında bir oğlu vardı. Oğlu annesinde kalıyordu ve kendi deyimiyle ayda yılda bir görüşüyorlar, oğlu ise onu çok az arıyor, vaktini daha çok arkadaşları ile geçiriyordu. Bu konuşmamızdan bir akşam önce, 3 yıldır birbirimizi tanıdığımız halde, beni ilk defa oğluyla tanıştırmıştı. Beraber yediğimiz akşam yemeğinin ana konusu baba-oğulun birbirlerini göremeyişleri idi.


İkinci arkadaşım ise "birlikte yaşadığı" partnerinden çok kısa bir zaman önce ayrılmıştı. Bu ilişkisinden iki buçuk yaşında bir kız çocuğu vardı. O ise kızını ne kadar sevdiğini ve özlediğini anlatıyor, annesinin kızı için çok basit bir tatlıyı bile yapmadığından şikayet ediyordu. Birincisi 51, ikicisi 40' ına yakın olan bu iki adamın anlattıklarını hüzünle ve içim parçalanarak dinledim. Nerede o annelerimizin zamanındaki geleneksel aile diyorlardı, eve gelirdik, tüm aile beraber, annemiz yemek yapardı, hep birlikte olurduk....Sonra da kendi ailesini anlatmaya başlıyordu birisi, aslında anlattığı şey Türkiye'nin de çok maharet sanıp hızla paesinden gittiği Avrupa'nın Medeni Ailesiydi. Okumuş ve tahsilli anne hiçbir ev işini yapmıyordu, çünkü bu işleri yapacak hizmetçiler vardı. Anne çalışıp kariyer yapıyor, çalışmayanlar ise alış-veriş, güzellik merkezi, çesitli sosyal aktiviteler arasında koşuşturuyordu. Çocuklar, ya anneannelerinde, ya yuvalarda ya da bakıcıların ellerinde ANNESİNDEN uzak büyüyorlardı. Bu iki adamın hali o kadar acıydı ki, halleriyle ve elemleriyle bu sistemin yürümediğini itiraf ediyorlardı. Avrupa'da aile kavramı parçalanmıştı, ve açık bir şekilde bu çok kısa bir süre içinde fertleri hemen arkasından da toplumları ümitsizliğe ve çöküşe sürükleyecekti.


Tabiki de iki kişinin durumundan yola çıkarak bu sonuca varıyor değildim, uzunca bir süredir gidip geldiğim yurt dışı gezilerinde bunu gözlemlemiştim. İşim gereği görüşüp tanıştığım onlarca kişinin yarıdan fazlası eşlerinden ayrılmıştı. Çocuk oyununa çevirilen evlenip ayrılmaların, çok sıklıkla rastlanan ve sıkça partner değiştirilen "birlikte yaşamaların" doğal sonucu olarak ahlak kavramı da ayaklar altındaydı. Çok özür dileyerek söyleyeceğim, sokaklar et pazarı gibiydi. Ve başka bir acı ve bu durum karşısında normal bir sonuç olarak sokaklarda çocuk yoktu!


Avrupalılar, ferdi heva ve heveslerinin peşinden koşuyorlardı, çünkü çağdaş medeniyet ferdi birinci planda tutuyordu. Bencillikleri yüzünden geleneksel aile kavramından uzaklaşan Avrupa kendi geleceğini yok ettiğini iş işten geçtikten sonra çok acı bir şekilde anlıyordu. Yine yurt dışındaki TV kanallarında Avrupa' da boşanmaların neden bu kadar fazla olduğu tartışılıyordu.


Avrupa yaptığı bu hatanın yeni yeni farkına varıp pişmanlığını yaşarken, bizim ülkemizde hızla bu matah! akımın peşinden gidiyordu. İşte bu iki arkadaşımın üzüntülü halleri, ucundan bana da dokununca hüznüm ziyadeleşmişti. Çağdaş aile mantığı, TV, gazete ve magazin dünyasının tüm gazıyla SÜPER HIZLI bir şekilde yayılıyordu. Hanımların yeni sloganı "Çocuk da yaparım, kariyer de" idi. Tabiki yapabilirlerdi, ama sonuçlarını görebiliyorlar mıydı?


Maalesef Türkiye işte bu yanlış yolda gidiyordu, o yüzden sabah gazetede okuduğum haber hiç şaşırtmadı beni. Evet, Türkiye'deki çocuk nüfusu hızla azalıyor, çünkü aile kavramı çatırdamaya başladı. Öyle görünüyor ki hepimiz bu acı süreci yaşayıp tecrübe edeceğiz, gördügümüzden ders almayarak pişmanlıklarla öğreneceğiz.

Aile birlik ve bütünlüğünün bozulmasından ancak ve ancak Allah'a sığınıyorum. Sanırım yapabileceğimiz tek şey bu: DUA!..*

 

Not: Bu yazıda sözkonusu kişiler ve olaylar tümüyle gerçektir.

* 10/07/05 tarihli Vatan Gazetesi

 

Yorum yazabilirsiniz.

Yorumlarınız onaydan sonra yayınlanacak olup eposta adresiniz sitede görünmeyecektir. Lütfen hakaret içeren sözler yazmayınız.
0.007 sn.