• A
  • A
08.08.2009
Ayrıntı
Hayat Toplum

Dört Muhkem kale

“Benden sonra hilâfet otuz sene devam edecektir..” [1]


Başta Resul-i Ekrem (s.a.v) olmak üzere, dört büyük halifenin yaşantıları, Hilafetlerinde kâinata bakış açıları, bizlere rehber olabilecek mânidar ipuçları içermektedir. Peygamberimiz daha darı bekâya intikal etmeden, gaybî bir işaret ile [2] dört büyük halifenin toplam hilafet süresini önceden ümmetine bildirmiştir.


Öyle de gerçekleşmiştir: Hz. Ebubekir (r.a) 632 – 634 yıllarında 2 sene, Hz. Ömer (r.a) 634 – 644 yıllarında 10,5 sene, Hz. Osman (r.a) 644 – 656 yıllarında 12 sene, Hz. Ali (r.a) 656 – 661 yıllarında 5 sene olmak üzere, toplam 29,5 sene hilafet görevinde bulunmuşlardır. Hz. Ali (k.v)’nin şehit edilmesinden sonra, Hz. Hasan’ın altı aylık hilafetini de sayarsak, [3] otuz yıl tamam olmaktadır.. Yaklaşık 1430 sene önceki bu gaybî ihtarın ışığında, mânen bizlere bildiriliyor ki;

 

‘Bu otuz yılı iyi tetkik ederseniz, yaşantınızda bu hakikatleri uygulayabilirseniz, dindar cumhuriyetin reisleri olan dört halifeyi, hakkıyla kavrayabilirsiniz. Öyle de yönetilirsiniz..’


Dört büyük halifenin, fikrimizde ve kalbimizde uyandırdığı ulvî neticeleri, [4] tek kelime ile özetleyecek olsak; Hz. Ebubekir’in hilafeti dönemi, ‘Merhamet’ kelimesiyle o Sıddık-ı kutsi zâta şahit oluyor. Merhametullah [5] penceresi o kadar baskın ki, ‘Merhametin timsalidir’ diyebiliriz.

 

Hz. Ömer’in hilafeti dönemi, ‘Adalet’ kelimesiyle o Faruk-u kutsi zâta ayna oluyor. Adaletullah [6] penceresi o kadar dominant ki, ‘Adaletin timsalidir’ diyebiliriz. Hz. Osman’ın hilafeti dönemi, tek kelimeyle özetlenecek olsa, fikrimiz ve kalbimiz ‘muhabbet’ kelimesiyle, O Hâyâ-yı kutsi zâta yarenlik ediyor. Muhabbetullah [7] penceresi o kadar baskın ki, ‘Sevgi ve muhabbetin timsalidir’ diyebiliriz. Hz Ali’nin hilafeti dönemi, bir kelime ile ifade edilecek olsa, ilim şehrinin kapısı olan o muallîm-i kutsi zâta, ancak ‘ilim’ kelimesi karşılık gelebilir. Marifetullah [8] penceresi o kadar kuvvetli ki, ‘İlmin timsalidir’ diyebiliriz..


İlim olmadan muhabbet, muhabbet olmadan adalet, adalet olmadan da merhamet, sahibine ancak belâ getirir. [9] örneğin ilim olmadan muhabbet adresini şaşırır. adresini şaşırmış bütün sevgilerin ardında, Hep bu haddini aşmış muhabbetlerin ayak izleri vardır. İnsan muhabbetini, ancak lâyık olana ve karşılığını verebilene sununca inkişaf eder, gerçek mahiyetini bulur. Ayrıca, bir robottan adalet beklenebilir mi? İlimsiz ve muhabbetsiz bir adalette hak mümkün değil tecelli edemez.

 

Yapılan haksızlıkların ardında, bütün zulümlerin arka planında, hep bu hakikatlerin eksikliği hüküm sürmektedir. Hem ilimsiz, hem muhabbetsiz, hem adaletsiz bir merhamet ve acımak, en büyük merhametsizlik değil midir? Mesela Allah’ın merhametinden fazla merhamet, merhamet etmek midir?.

 

Kısacası; Ebubekir (r.a) olmadan Ömer (r.a)’i anlayamayız. Ömer (r.a) olmadan Osman (r.a)’ın değerini bilemeyiz. Osman (r.a) olmadan da Ali (r.a)’nin ilmini kavrayamayız. [10] Bu halleriyle Hulefa-i Raşidin’in, hilafetlerinin sırası dahi bin hikmet yüklüdür. Dindar cumhuriyetin reisleri olan bu dört halifenin, [11] idareciliklerinde gösterdikleri salahiyetlerin benzerlerine, velev bizlerde cumhuriyet rejimi ile layığınca yönetilerek sahip olmak istiyorsak, iyi bir cumhuriyet yönetiminin olmazsa olmazları bellidir: merhamet, adalet, muhabbet, ilim.. İşte sarsılmaz dört muhkem / sağlam kale.. Yönetenlere ve yönetilenlere bırakılabilecek en büyük miras bu olsa gerektir. Değerini bilenlere...


Aykut Tanrıkulu



Dip Notlar:


[1]. Müsned, 5: 220 – 221 – 273

Ebu Davud, Sünnet: 8

Tırmizî, Fiten: 48

Ahmed İbn hanbel


[2]. “Benden sonra hilafet otuz senedir” hadis-i şerifinin,

İhbar-ı gaybî nev’inden tarihçe musaddak (açıkça belli)

Beş lem’a-i i’caziyesi (mucizevi bir işaret) vardır.
Birincisi:

Hulefâ-yı Râşidînin (dört büyük halifenin) hilâfetleri ile

Hazret-i Hasan Radıyallahü Anh’ın altı aylık hilâfetinin müddeti

Otuz sene olacağını ihbardır.

Aynen çıkmış.
İkincisi:

Otuz senelik halifeleri olan Hazret-i Ebu Bekir Radıyallahu Anh,

Hazret-i Ömer Radıyallahu Anh,

Hazret-i Osman Radıyallahu Anh

Ve Hazret-i Ali Radıyallahu Anh’ın

Ebcedî ve cifrî hesapları bin üç yüz yirmi altı (miladi 1924) eder ki,

O tarihten sonra şerait-i hilafet daha takarrür (devam) etmedi.

Hilâfet-i âliye-i Osmaniye bitti..

Sikke-i Tasdik-i Gaybî / 8. Şua’nın sonu / syf: 123

[3]. Peygamber torunu olan Hz. Hasan,

Ehli sünnet âlimleri tarafından,

Hulefa-i Raşidin’in beşincisi olarak kabul edilmiştir.

Hilafet görevinin en kıymetlisi olan iman hakikatlerinin neşri noktasında,

Hz. Hasan’ın yarım kalan hilafetini tamamlama görevini,

Risale-i Nurların üstlendiğini Bediüzzaman hz’leri,

Emirdağ Lahikası / syf 65’de bildirmektedir.


[4]. “Muhammed Allah’ın Resulüdür.

Onunla beraber olanlar da kâfirlere karşı şiddetli,

Kendi aralarında ise pek merhametlidirler.

Sen onların rükû ve secde ettiklerini görürsün..”

Fetih Suresi / 29

Şu âyetin başı,

Sahabelerin enbiyadan (peygamberlerden) sonra nev-i beşer (insanoğlu) içinde,

En mümtaz (kıymetli) olduklarına sebep olan secâyâ-yı âliye (yüksek seciyelerini),

Ve mezâyâ-yı galiyeyi (kıymetli meziyetleri) haber vermekle,

Mânâ-yı sarihiyle (açıkça ifade edilen mânâsıyla),

Tabakat-ı Sahabenin (Sahabelerin derecelerinin),

İstikbalde (gelecekte) muttasıf (vasıflı, belirlenmiş) oldukları

Ayrı ayrı mümtaz (üstün tutulmuş) has sıfatlarını ifade etmekle beraber,

Mânâ-yı işarîsiyle(işaret edilen mânâsıyla),

Ehl-i tahkikçe (gerçeği araştıranlarca),

Vefat-ı Nebevîden sonra makamına geçecek Hulefâ-i Râşidîne,

Hilâfet tertibiyle (belirli bir sırayla) işaret edip,

Her birisinin en meşhur medar-ı imtiyazları (üstünlükleri) olan

Sıfât-ı hassayı (has özelliklerini) dahi haber veriyor.

Şöyle ki:
(Vellezine ma’a hü) maiyet-i mahsusa (özel yardımcı) ve sohbet-i hassa ile,

Ve en evvel vefat ederek yine maiyetine girmekle,

Meşhur ve mümtaz olan Hazret-i Sıddık’ı gösterdiği gibi,

(Kafirlere karşı şiddetli) cümlesi ile,

İstikbalde küre-i arzın devletlerini fütuhâtıyla (fetihleriyle) titretecek

Ve adaletiyle zalimlere sâika (yıldırım) gibi şiddet gösterecek olan Hazret-i Ömer’i gösterir.

Ve (Kendi aralarında merhametli) cümlesi ile,

İstikbalde (gelecekte) en mühim bir fitnenin (kargaşanın) vukuu hazırlanırken,

Kemâl-i merhamet ve şefkatinden,

İslâmlar içinde kan dökülmemek için ruhunu feda edip teslim-i nefis ederek

Kur’ân okurken mazlumen şehid olmasını tercih eden

Hazret-i Osman’ı da haber verdiği gibi;

(Sen onların rükû ve secde ettiklerini görürsün.

Onlar Allah’ın lûtfunu ve rızasını ararlar) cümlesi ile de,

Saltanat ve hilâfete kemâl-i liyakat (en uygunu) ve kahramanlıkla girdiği halde

Ve kemâl-i zühd (dünyayı kalben terk etmiş)

Ve ibadet ve fakr ve iktisadı ihtiyar eden (her zaman bunları tercih eden)

Ve rükû ve sücuda (secdede) devamı ve kesreti herkesçe musaddak (doğrulanmış) olan

Hazret-i Ali’nin (r.a.) istikbaldeki (gelecekteki) vaziyetini

Ve o fitneler içindeki harpleriyle mes’ul (sorumlu) olmadığını

Ve niyeti ve matlubu (tek arzusu) fazl-ı İlâhî (Allah’ın lûtfu) olduğunu haber veriyor..

Lem’alar / 7. Lem’a / Beşincisi / syf: 36 – 37


[5]. Merhametullah: Allah’ın merhameti.

“Allah’ım!. Ruhumu o kadar büyüt ki,

Bütün cehennemi kaplasın da,

Oraya tek bir müminin dahi düşmesine engel olsun..”

Hz. Ebubekir (r.a)


[6]. Adaletullah: Allah’ın adaleti.

“Fırat’ın kıyısında otlayan bir kuzuyu kurt kapsa,

(Orası bizim kontrolümüzde olduğu için),

Vallahi bunun hesabını Ömer’den sorarlar..”

Hz. Ömer (r.a)

“Adalet mülkün temelidir..”

Hz. Ömer (r.a)


[7]. Muhabbetullah: Allah-ü Azimüşşân’ın kemâl ve cemâlini idrak ve takdir oranında,

Kalpte oluşan ilâhî bir nurdur.

Bu muhabbet ile insan ruhu kederlerden ve hüzünlerden kurtulur.

Safî neşe ve huzura kavuşur.

İnsan ruhunu erdeme ulaştıran sebeplerin en sağlamı Allah sevgisidir..

[8]. Marifetullah: Allah-u Teâlâ (c.c)’yı tanıma, anlama ve bilme.

“Ve bütün ulûm-u hakikiyenin (hakiki ilimlerin)

Esâsı ve mâdeni (kaynağı) ve nuru ve ruhu, mârifetullahtır..”

Sözler / 23. Söz / 4. Nokta / syf: 286


[9]. Katiyen bil ki,

Hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi,

İman-ı billâhtır (Allah’a iman etmektir).

Ve insaniyetin en âli (yüksek) mertebesi ve beşeriyetin (insanlığın) en büyük makamı,

İman-ı billâh içindeki marifetullahtır (Allah'ı tanıma, anlama ve bilmedir).

Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti,

O marifetullah içindeki muhabbetullahtır (Allah sevgisidir).

Ve ruh-u beşer için en hâlis (saf) sürur (mutluluk) ve kalb-i insan için en sâfi sevinç,

O muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir.
Evet,

Bütün hakikî saadet ve hâlis sürur ve şirin nimet ve sâfi lezzet,

Elbette marifetullah ve muhabbetullahtadır.

Onlar, onsuz olamaz.

Cenâb-ı Hakkı tanıyan ve seven,

Nihayetsiz saadete, nimete, envâra, esrara,

Ya bilkuvve (potansiyel olarak) veya bilfiil (bizatihi kendisi) mazhardır.

Onu hakikî tanımayan, sevmeyen,

Nihayetsiz şekavete (şikayetlere), âlâma (elemlere) ve evhama (vehimlere),

Mânen ve maddeten müptelâ olur..

Mektubat / 20. Mektup / Mukaddeme / syf: 218


[10]. Ebubekir (r.a)’in idaresi olmadan,

Ömer (r.a)’in adaleti silik kalırdı,

İnkişaf edip açılamazdı.

Ömer (r.a)’siz bir Osman (r.a),

Ümmetin selâmeti için,

Kendini gönül rızasıyla fedâ edemezdi.

Nihayet Osman (r.a)’sız bir Ali (r.a)’nin,

İlmî derinliğini kâmilen göremezdik.

 

[11]. Hulefâ-i Râşidin her biri, hem halife hem reis-i cumhur (cumhurbaşkanı) idi.

Sıddık-i Ekber,

Aşere-i Mübeşşereye (cennetle müjdelenmiş on sahabeye) ve Sahâbe-yi Kirâma,

Elbette reis-i cumhur hükmünde idi.

Fakat mânâsız isim ve resim değil,

Belki hakikat-i adaleti ve hürriyet-i şer’iyeyi (dinin kabul ettiği özgürlükleri) taşıyan,

Mânâ-i dindar cumhuriyetin reisleri (başkanları) idiler..

Tarihçe-i Hayat / İlk Hayatı / syf: 36


Yorum yazabilirsiniz.

Yorumlarınız onaydan sonra yayınlanacak olup eposta adresiniz sitede görünmeyecektir. Lütfen hakaret içeren sözler yazmayınız.
0.042 sn.