• A
  • A
31.01.2010
Nazım

İsm-i Hakem

‘Hakem' kelimesi sözlükte,
İki hasım tarafından aralarındaki anlaşmazlığı gidermek üzere,
Hâkim olarak seçilen kimse olarak geçer.
Yaygın anlamıyla haklıyı haksızdan ayıran,
Haklıyı haksızı ayırt eden kişi.. olarak tanımlanır.
Güncel olarak da futbol, basketbol, güreş gibi oyunları,
Başından sonuna kadar idare eden kimse olarak bilinir.
Hakemlik mesleğinin icrasında her şey optimal gitse bile,
Taraflardan biri orada yoksa, hakemlik doğal olarak gerçekleşmez..

 

Allah'ın (c.c) bin bir esmasından biri de ‘HAKEM' ismidir.
Hakem-i Zül celâl, izzet ve celâli ile, [1]
Bütün varlık âlemi üzerinde hakemlik ve nezâret etmektedir. [2]
‘İsm-i Hakem' âlemlerin birbiri içinde olmasını gerektirir. [3]
Teşbihte hata olmasın tıpkı aynı sahada maç yapan farklı takımların,
Aynı anda aynı yerde bulunmalarının gerektiği gibi.
Çünkü hakem, hakemliğinin gereklerini,
Ancak o zaman tam mânâsıyla ifa edebilir.
İsm-i Hakem'in bir gereği olarak âlemler yekdiğeriyle temas halindedirler.
Biri arşta diğeri ferşte bile olsa birbirlerinden bağımsız değillerdir.
En azından bir değme ve teğet noktası aralarında bulunur.
Farklı yaradılıştaki bütün canlıların / varlıkların,
Birbirlerine teması var ki Hakem-i Zül celâl hazır ve nâzır olarak,
Her olaya her daim müdahale edip hakemlik yapmaktadır.
Hakemlik her an ve sürekli olarak cereyan etmediği takdirde,
Hukuk eğilmeye, adalet çiğnenmeye başlar.

 

Her mahluk fıtrat ağacının farklı bir meyvesidir.
Ayrı ayrı müstakil birer fert de olsalar,
Türlerinin gereği olarak bulundukları âleme dal budak salmak,
Ve onu fethedip dışarı taşmak isterler.
Canlılar türlerini devam ettirebilmek için,
Kainatı istila etme istidadında yaratılmışlardır.
Çoğu zaman soyut canlılar olarak bildiğimiz meleklerin ve cinlerin,
Farklı boyutlarda, kendi âlemlerinde bizlerle ilgileri olmaksızın,
Yaşayageldiklerini tasavvur eder dururuz.
Oysa birbiri içine geçmiş, girift âlemler olarak her an temas halindedirler.
Örneğin yağmur damlaları,
Bazı meleklerin binek ve ibadethaneleridir. [4]
Melek olsun semek / balık olsun her bir varlık,
Fıtratına konmuş ferdiyet / bireysellik özelliğinin karşılığı olarak,
Sonsuzlaşma arzusunun şiddetli tahrikiyle,
Çoğalma ve istila etme potansiyelini süratle ve sınırsızca gerçekleştirmek ister.
Mesela meleklerde bu istidat,
Üreme şeklinde değil de yayılma ve fethetme olarak tezahür eder.
Soyut bir canlı olan meleğin aynadaki görüntüsü,
Yine canlıdır ve o meleğin aynı olmasa da gayrı da değildir. [5]
Aynı şekilde cinler de, yaşadığımız şu dünya başta olmak üzere,
Âlemin her tarafına çoğalarak yayılmak ve türlerinin hakimiyetini kurmak isterler.
Fakat onlar da diğer mahluklar gibi,
İsm-i Hakem'in hikmetli hakimiyetiyle sınırlandırılmışlardır. [6]

 

Bir rivayete göre İsm-i Âzam'ın [7] içinde zikredilen İsm-i Hakem,
Hukukun ve adaletin her bir fertte tecellisi için gerekiyor.
Hakem-i Zül celâl, diğer esma ve sıfatları gibi hakem ismi vesilesiyle,
Hayatın ta göbeğine oturmuştur.
Koca koca âlemleri ve içindeki her bir mahluku,
Minnacık bir hücreciğin incecik lisanı da dahil olmak üzere,
Bir büyük düzenlemeyle ‘Hakem' olup yönetmektedir. [8]
Âlemlerin birbirine tecavüz etmelerini önlemektedir.
İşte şu hakikatte sonsuz bir ilmin,
Muazzam bir iradenin ucu görünüyor.
Nebevî ferman ‘kendini bilen Rabbini bilir' buyurduğuna göre,
İsterseniz dimağınız hakem olsun,
Bu meseleyi bir de bu perspektiften muhakeme edin..


Dip Notlar:

[1]. Gayet manidardır,
Mahkemeleri yöneten hakimlerin cüppeleri ile,
Müsabakaları yöneten hakemlerin kıyafetleri,
İzzet ve celâli takviye edip kuvvetlendirdiği için siyahtır..

 

[2]. İsm-i Hakemin tecellî-i âzamı (büyük bir yansıması),
Şu kâinatı öyle bir kitap hükmüne getirmiş ki,
Her sayfasında yüzer kitap yazılmış;
Ve her satırında yüzer sayfa derc edilmiş;
Ve her kelimesinde yüzer satır mevcuttur;
Ve her harfinde yüzer kelime var;
Ve her noktasında,
Kitabın muhtasar (özetlenmiş) bir fihristeciği (listesini) bulunur bir tarza getirmiştir.
Evet, bu kitab-ı kebîrin (büyük kitabın) bir sayfası, zemin yüzüdür.
O sayfada nebâtat (bitkiler), hayvânat taifeleri adedince kitaplar birbiri içinde,
Beraber, bir vakitte, yanlışsız, gayet mükemmel bir surette,
Bahar mevsiminde yazıldığı gözle görünüyor.
Bu sayfanın bir satırı, bir bahçedir.
O bahçede bulunan çiçekler, ağaçlar, nebatlar adedince manzum kasideler beraber,
Birbiri içinde, yanlışsız yazıldığını gözümüzle görüyoruz.
O satırın bir kelimesi, çiçek açmış, meyve vermek üzere yaprağını vermiş bir ağaçtır.
İşte bu kelime, muntazam (düzenli), mevzun (ölçülü),
Süslü yaprak, çiçek ve meyveleri adedince,
Hakem-i Zülcelâlin medh ü senâsına (övgüsüne) dair mânidar fıkralardır..
Lemalar / 30. Lema / 3. Nükte / syf: 305

 

[3]. Sâni-i Kadîr (kudretli sanatkâr),
İsm-i Hakem ve Hakîmi ile,
Bu âlem içinde binler muntazam âlemleri derc etmiştir (iç içe geçirmiştir)..
Lemalar / 30. Lema / 3. Nükte / syf: 307

 

[4]. Şu kâinatın her bir cihetinde, her bir dairesinde,
Ruhâniyât (soyut canlılar) ve melâikelerden (meleklerden) birer tâife (grup),
Birer vazife-i ubûdiyetle (kulluk vazifesi ile) muvazzaf (görevli) olarak bulunurlar.
Bâzı rivâyât-ı ehâdisiyenin (sahih hadislerin) işârâtıyla (bildirmesiyle),
Ve şu intizam-ı âlemin (âlemde cereyan eden düzenin) hikmetiyle denilebilir ki,
Bir kısım ecsâm-ı câmide-i seyyâre (gökte gezen büyük cisimler),
Yıldızlar seyyârâtından (gezegenlerinden) tut tâ yağmur katarâtına (damlalarına) kadar,
Bir kısım melâikenin sefine (gemi) ve merâkibidirler (bineğidirler).
O melâikeler, bu seyyârelere (gezegenlere) izn-i İlâhî ile binerler,
Âlem-i şehâdeti (şu bildiğimiz âlemi) seyredip gezerler,
Ve o merkeplerinin (bineklerinin) tesbihâtını (ibadetlerini) temsil ederler.
Hem denilebilir: Bir kısım hayattar (canlı) ecsâm (cisimler),
Bir hadîs-i şerifte "Ehl-i Cennet ruhları,
Berzah (kabir) âleminde yeşil kuşların cevflerine (içlerine) girerler ve Cennette gezerler"
Diye işaret ettiği "tuyûrun hudrun" (cennet kuşları) tesmiye edilen (isimlendirilen)
Cennet kuşlarından tut, tâ sineklere kadar bir cins, ervâhın (ruhların) tayyâreleridir (uçaklarıdır).
Onlar, bunların içine emr-i Hakla girerler;
Âlem-i cismâniyâtı (madde âlemini) seyredip,
O hayattar (canlı) cesetlerdeki göz, kulak gibi duyguları ile
Âlem-i cismânîdeki (madde âlemindeki) mucizât-ı fıtratı (yaratılış mucizelerini)
Temâşâ ediyorlar (seyrediyorlar),
Tesbihât-ı mahsusalarını (kendi özel ibadetlerini) edâ ediyorlar (yerine getiriyorlar).
Sözler / 29. Söz / Mukaddeme / syf: 466

 

[5]. Birbirinden eşeff (şeffaf) ve eltaf (latif),
Kudretin çok aynaları vardır;
Sudan havaya, havadan esire (atom altı cevher, entropi),
Esirden Âlem-i misale (görüntüler âlemine),
Âlem-i misalden Âlem-i ervâha (ruhlar âlemine),
Hattâ zamana, fikre tenevvü (yayılıp istila) ediyor.
Hava aynasında, bir kelime milyonlar kelimat (kelimeler) olur;
Kalem-i kudret (kudret kalemi),
Şu sırr-ı tenasülü (çoğalmanın gayesini) pek acip istinsah ediyor (kopyalıyor).
İn'ikâs (yansıma), ya hüviyeti veya hüviyetle mahiyeti tutar.
Kesifin (yoğun olanın) timsalleri (görüntüleri),
Birer meyyit-i müteharriktir (canlı değil ölüdür).
Bir ruh-u nuranînin kendi aynalarında olan timsalleri (görüntüleri),
Birer hayy-ı murtabıttır (kendisi gibi canlıdır);
Aynı olmasa da, gayrı da değildir..
Mektubat / Hakikat Çekirdekleri - 27 / syf: 455

 

[6]. Hz. Ebu Hureyre (r.a) rivayet edilmiştir:
Resulullah (s.a.v) buyurdu ki:
‘Allahu Teala Hazretleri semada bir işin yapılmasına hükmetti mi,
Rabb-i Teala'nin sözüne ihtiramla (hürmeten),
Melaike (aleyhimusselam) korku ile kanatlarını birbirine vururlar.
Rabb Teala'nın işitilen sözü düz bir kaya üzerinde (hareket eden) zincirin sesi gibidir.
Meleklerin kalplerinden korku açılınca (Cebrail ve Mikail gibi mukarreb meleklere):
‘Rabbiniz ne buyurdu?' diye sorarlar.
Onlar da:
‘Allah Teala hazretleri hakkı söylemiştir.
Zaten O, yüce ve uludur' derler. (Sebe suresi / Ayet: 23)
O'nun sözünü, kulak kabartan (şeytanlar gizlice) işitir.
Kulak hırsızı şeytanlar (yerden göğe kadar)
Birbirlerinin üstünde (zincirleme) dizilmiş ve kulak hırsızlığına hazırlanmış bulunur.
Süfyan (Ibn-ü Uyeyne) eliyle tarif etti:
Parmaklarını önce (üst üste) dizdi, sonra açtı
En üstteki, ilahi kelamı işitir ve alttakine verir, o da kendi altındakine verir.
Böylece gele gele sihirbaz ve kahinlerin diline kadar ulaşır.
Bazen kelimeyi aşağıdakine vermeden önce bir şahap (kovalayan alev topu), şeytana ulaşır.
Bazen şahap kendisine isabet etmezden önce kelimeyi aşağısındakine vermiş olur.
(Sihirbaz ve kahinler kendilerine bu şekilde ulaşan hırsızlama habere)
Yüz kadar da kendileri ilave ederek yalanlar düzerler.
Emr-i Ilahi yeryüzünde tahakkuk edince halk kendi arasında:
‘Bu işin olacağı bize daha önce falan falan günlerde haber verilmemiş miydi?" derler.
Böylece, semada (kulak hırsızlığı yoluyla) işitilmiş olan haber böylece tasdik edilir..'
Buhari /Tefsir / Sebe 1, Hicr 1/ 3221;
Sünen-i Tirmizi / 5. Cilt / Sebe / Syf: 339 / 3438 no'lu hadis

 

[7]. İsm-i Âzâm: Cenabı Hakkın bin bir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı.
İsm-i Kuddüs, İsm-i Adl, İsm-i Hakem, İsm-i Ferd, İsm-i Hayy, İsm-i Kayyum...
Esmalarının toplamı veya İsm-i Âzâm'ın altı nuru..
Lemalar / 30. Lema / syf: 300 - 307

 

[8]. İsm-i Hakem ve ism-i Hakîmin bir cilvesi olan,
Fiil-i tanzim (düzenleme işleri) ve nizam (düzen);
Ve ism-i Adl ve Âdilin bir cilvesi olan,
Fiil-i tevzin ve mizan (ölçme ve tartma işleri);
Ve ism-i Cemîl ve Kerîmin bir cilvesi olan,
Fiil-i tezyin ve ihsan (süsleme ve karşılıksız ikram etme);
Ve ism-i Rab ve Rahîmin bir cilvesi olan,
Fiil-i terbiye ve in'âm (terbiye etme ve nimet verme),
Bu daire-i âzam-ı âlemde (âlemin büyük dairesinde),
Her biri bir tek hakikat ve bir tek fiil olduklarından,
Bir tek Zâtın vücub-u vücudunu ve vahdetini (birliğini) gösteriyorlar.
Lemalar / 30. Lema / 1. Nükte / syf: 300

 

Yorum yazabilirsiniz.

Yorumlarınız onaydan sonra yayınlanacak olup eposta adresiniz sitede görünmeyecektir. Lütfen hakaret içeren sözler yazmayınız.
0.010 sn.